Çocuğun Duygu Dilinden Anlamak

Çocuklar da yetişkin bireyler gibi gün içinde farklı duygular yaşar. Onlar da kızgınlıkları, üzüntüleri, sevinçleri, neşeleri, hayal kırıklıkları kendilerine has şekillerde yaşar ve gösterirler. Çocuğun anlaşıldığını hissetmesi, çocukla sağlıklı iletişim kurma ve sağlamadaki en önemli hususlardan biridir. Anlaşılır hissettirmek için de yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da duyguların varlığını görmeli ve kabul etmeliyiz.

Duyguları Kabullenmek Neden Önemlidir?

Duygu nedir? Sözlük manasıyla duygu, belirli nesne, olay ya da kişilerin bireylerin üzerinde uyandırdığı izlenimdir. Aynı zamanda duygular, kişinin temel ihtiyaçlarıyla ilişkili, kimliğine dair ipuçlarıyla dolu bir yol göstericidir. Duygu, düşünce ve davranışlarımız birbirini etkileyen, birlikte hareket eden ve iç içe geçmiş yapılardır. Yetişkinlerde olduğu gibi çocukluk döneminde de duyguları davranıştan ya da bilişten ayıramayız. Bu anlamda, ‘olaya duygusal yaklaşmak’ gibi bir anlayış aslında problemlidir. Bunun gibi, çocukların canı bir şeye sıkıldığında ya da öfkelendiklerinde ‘çocukça davranma, biraz büyü artık’ gibi tepkiler çocuğa duyguları göstermenin sorunlu, utanç verici ve küçük düşürücü olduğunu söyler ve sorunu çözmeyi zorlaştırır. Duygular yok sayıldığında ya da duygularla alay edildiğinde de çocuk bizden uzaklaşır. Gerek bir kalemi kaybetmek gibi basit, gerek bir hastalık geçirmek kadar büyük bir yaşanmışlık olsun, çocuklar olaylar karşısında yaşadığı duygularının dinlenilmesine ve nihayetinde anlaşılmasına ihtiyaç duyar. Çünkü biz, duygularımızla hareket eder ve duygularımızın çizdiği rotada dolaşır dururuz. Bu yüzden, duygularımızın dilini ve duygulara verilen tepkilerin karşıdakine ne söylediğini anlamak çok önemlidir.

Duyguları Nasıl Kabulleniriz?

Dinle, onayla, empati göster

Bu sorunun cevabı için önce ‘nasıl daha iyi dinleyici oluruz’u konuşmak gerekiyor. Aslında muhatabın çocuk ya da yetişkin olması fark etmeden, yaşa bağlı olmaksızın herkes iyi bir dinleyici olmalıdır. İlk önce vücut dili söz konusudur. Çocuğun boyuna göre kendini adapte etmek, konuşurken göz temasını sürdürmek, sözü kesmemek, bedeni tamamıyla çocuğa çevirmek önemlidir. Çocuk konuşurken, sık sık onu dinlediğinize ve takip ettiğinize dair yansıtmalar yapılabilir. Örneğin, “hmm, öyle mi, hadi yaa, anladım” basit ama etkili aktif dinleme sözcükleridir.

Peki duyguları kabul edici konuşma nasıl olur? Bunun için duyguları ve duyguları adlandırmayı öğrenmeliyiz. Anlatılan hikâyenin içeriği bir yana, karşıdakinin mimikleri, vücut dili, ses tonu yani anlatış biçimi o kişinin duygularını anlatır. Mutluluk, üzüntü, şaşkınlık, korku ve öfke duygularımızdan en temel olanlarıdır. Bu duyguları çocuğu dinlerken nasıl adlandırabiliriz?

Örneğin, okula başlayan bir çocuk eve geliyor o gün ne kadar korkunç bir gün geçirdiğinden, hiç arkadaşı olmadığından ve kimseyi sevmediğinden bahsediyor.

“Neden öyle diyorsun, bunda üzülecek bir şey yok, herkes bunu yaşar, bebek gibi davranma, saçmalama...” gibi tepkiler kulağa tanıdık gelebilir. Bu sözler, çocuğa önemsenmiyormuş, suçlanıyormuş, kabul edilmiyormuş ve hatta boşuna anlatıyormuş hislerini uyandırabilir. Duyguyu adlandıran, duyguların kabul edildiğini gösteren ve problem çözme becerilerini teşvik eden alternatif karşılıklar neler olabilir?

“Çok kötü bir gün geçirdiğin için üzgünsün / Buna çok üzülmüş olmalısın / Kimsenin seninle oynamaması seni kızdırmış olmalı / Okuldaki ilk günler gerçekten de ürkütücü olabilir, birçok yeni şeye alışman gerekmiş.”  Bu cümleler, onu duyduğunuz, gördüğünüz, duygusunu anladığınızı gösteren yansıtma cümleleridir.

Çocukları gerçekten dinlediğimizde ve duygularına saygı duyduğumuzda aslında problem çözmede ne kadar başarılı olduklarını da göreceğiz. Aşağıda bir anne ve çocuk arasında geçen diyaloğa bakalım (Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun, s.30,31):

  • “Biri benim yeni kırmızı kalemimi çalmış.
  • Kaybetmediğinden emin misin?
  • Hayır, kaybetmedim. Tuvalete giderken sıramın üstünde duruyordu.
  • Eh işte, eşyalarını darmadağın ortada bırakırsan böyle olur. Daha önce de eşyalarını çaldırdın; bu ilk değil! Hep sana “değerli eşyalarını sıranın altında tut” diyorum. Senin sorunun hiçbir zaman dinlememek.
  • Üff, git başımdan!
  • Terbiyesizleşme!”

Çocuklarla konuşurken yaptığımız en yaygın hatalardan bazıları da duyguların nedenini araştırmak, olayı çözmeye çalışmak, kim haklı kim haksız bulmaya çalışmak oluyor. Oysa çocukların buna ihtiyacı yok. Aynı şekilde tavsiye vermek, nasihat etmek, ders çıkarmasını sağlamak da çocuğun o an duymaya ihtiyacı olduğu şey olmayabilir.

Alternatif diyalog:

  • “Biri benim yeni kırmızı kalemimi çalmış.
  • Aaa?
  • Tuvalete giderken sıramın üstünde bırakmıştım; biri almış.
  • Hmm...
  • Üçtür kalemimi yürütüyorlar.
  • Aaa?
  • Bundan sonra ne yapacağımı biliyorum; sınıftan çıkarken kalemimi sıranın altına saklayacağım.
  • Haa anladım...”

“Çocukların, özellikle de güçlü duygular yaşadıkları vakit genellikle ihtiyaçları olan şey, birinin neler olup bittiğini anlamalarına, yani olayları sıraya koyup, bu büyük ve korkutucu sağ-beyin duygularının adını koymak için sol beyinlerini kullanmalarına yardımcı olmasıdır.”

(Bütün Beyinli Çocuk, s.52)

Ebeveyn ya da bir büyük olarak çocuğu birey olarak görmeli ve dinlemeliyiz. Neyi nasıl anlattığına odaklandığımızda, duygu yansıtması yapmamız kolaylaşacak ve böylece çocuklar anlaşılmış ve onaylanmış hissedecektir. Onaylanma, çocuğu yaşanılan karşısında aşırı haklı bulmanız anlamına da gelmez. Önemli olan, duyguların kabullenilmesi ve anlaşılmasıdır. Bu yüzden ‘çok haklısın’ gibi onaylar geçici bir rahatlama sağlar. Buna dair bir örnek (Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun, s.46,47):  

- “Öğretmen bugün müzik dersini iptal etti. Hain kadın!

- Hem de o ders için ne kadar prova yapmıştın. Bence de o acımasız biri!”

Bu diyalog devam etmeyecek, çocuğun yaratıcı ve yapıcı düşünmesi zorlaşacaktır. Alternatif:

- “Öğretmen bugün müzik dersini iptal etti. Hain kadın!

- Çok üzücü bir durum; dört gözle bekliyordun.

- Evet. Sırf diğer çocuklar yaramazlık yaptı diye... Onların suçu.

- Hmm...

- Öğretmen çıldırdı, çünkü tam bir koro olamıyorlar.

- Anlıyorum.

- Öğretmen eğer kendimizi toparlarsak bize bir şans daha vereceğini söyledi... En iyisi ben tekrar kendi kısmıma bakayım. Bu akşam seninle beraber çalışabilir miyiz?”

Çocuklar problem çözmede sandığımızdan daha iyi olabilirler. Gelişimsel dönemlere baktığımızda 4 yaşına gelmiş bir çocuk olayları başkalarının bakış açısıyla görmeye başlar ve problem çözmeye yönelik iş birliği içinde olmaya daha isteklidir. Beş yaşına geldiklerinde soyut düşünme ve dil becerileri gelişmiş, kelime haznesi artmıştır, bu sayede gözlemlerine dayanarak problem çözebilir ve hatta bu teknikleri arkadaşlarıyla paylaşabilir.

Dinle, onayla, empati göster. Çocuklarla (aslında herkesle) sağlıklı iletişimi gerçekleştirmeyi sağlayan 4 kelimeli 3 adım. Ebeveynler çocuklarıyla bu kolay ama etkili yöntemi kullanarak duygulara karşı daha duyarlı hale gelebilir, çocuklarının duygularıyla başa çıkmaları konusunda yol gösterici olabilirler.

*Bu konuda uygulama ve gerçek hayat örnekleriyle yol gösterici olan üç kitap da kaynaklar kısmında.                                           

Kaynaklar:

Konuş ki Dinlesin Dinle ki Konuşsun. Adele Faber & Elaine Mazlish. Doğan Kitap.

Çocuğun Duygusal Dünyası. Isabelle Filliozat. Pegasus Yayınları.

Bütün-Beyinli Çocuk. Daniel J. Siegel. Diyojen Yayıncılık.

Ages & Stages: How Children Learn to Solve Problems

https://www.scholastic.com/teachers/articles/teaching-content/ages-stages-how-children-learn-solve-problems/

İbni Sina Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi