Hata yapmaktan niye bu kadar korkarız?

Küçük bir çocuk hata yaptığında, mesela boyasını halıya bulaştırdığında, yanındakiler nasıl tepki verir? Gözlemlerime göre “ben sana demedim mi, bak her yer mahvoldu!” verilebilecek minimum tepkilerden biri. Çocuklar mutfakta yere yemek düşürdüğünde, bardak kırdığında, ya da dışarıda ebeveyninin sözünü unutup yola fırladığında hiddetlice çocuğa bağırılır, kimilerince çocuğa ceza verilmesi (bir daha yapmamasını öğrenmesi içindir tahminimce) amacı ile biraz vurulur, birkaç dakika kadar da nutuk verilir. Birçok şey yapılır, ama hiçbir “hata” cezasız bırakılmaz. Her yanlışımızda, yanılgımızda birileri mutlaka bir şeyleri düzeltir, bazen bunu kızarak ve öfkelenerek bazense sahip olduklarımızdan mahrum bırakarak yaparlar. Tabi ki çocukken işlerin doğru yapılışını öğrenmek hayata adaptasyon sağlama açısından ileride kolaylık sağlayacaktır. Ama hatalara verdiğimiz tepkiler, karşılık verirken kullandığımız usullerin kişiliklerimizin ve karar alma mekanizmalarımızın üzerindeki etkileri sandığımızdan da fazla olabilir.

Öncelikle, çocukluğumuzu düşünelim. Herhangi bir şeye dair korkumuz yok. Hiçbir şeyin doğru yapılışını öğrenerek gelmiyoruz dünyaya. Sonra, ebeveynimizin ve yakın çevremizin tepkileriyle oluşturuyoruz doğrular ve yanlışlar dünyamızı. Bazı davranışlarımızdan sonra gördüğümüz o açılan gözler, bize doğru yukarıdan bakarak çatılan kaşlar ve yükselip kabalaşan sesler karar veriyor artık hata yapmaktan korkmamız gerektiğine.

Çocuğun zihninde o an neler oluyordur peki? Hangi deneyimlerle hangi duyguları birleştirmeyi öğreniyordur, hangi sözleri kural kabul ediyordur?

“Bir şey yaptım ve annem bu duruma çok sinirlendi. Korkuyorum. Her şeyi berbat etmişim! Elimi bir daha boyalara sürmemi istemiyor. Bir daha böyle bir şey olursa annem daha da kızacak. Utanç içindeyim. Onun halıları çok kıymetli.”

Örnekleri okul hayatında görmek de mümkün. Hata yapmamaya odaklı bir eğitim sistemimiz var. Sınavlarda yapabildiklerimizle değil, yapamadıklarımızla öne çıktığımızı öğrendik. Çünkü en az hatayı yapan, birinci sıraya yükseliyordu. Yanlışlarımızla öğrendiğimizi unutuyor, yanlışları cezalandırıyor, en az hatası olanı ödüllendiriyorduk. Öğrenme süreci yerine, sonuca odaklanıyorduk. Başarılı olmanın yolu, hata yapmamaktan geçiyordu. Liseye ve üniversiteye giriş sınavlarını önceleyerek oluşturduğumuz eğitim hayatımızın temel taşı, “hata yapmamak” üzerine kurulu.

Peki bunun etkileri neler olabilir?

Çocuk, hata yaptığını fark ettiği an (fark ettirildiği zaman) berbat, korkunç, utanmış ve hatta çaresiz hissedecektir. Hata yapmakla bu duygular eşleştirildiği-öğrenildiği zaman da hata yapmaktan kaçınmak en büyük hedefi haline gelecektir. Sadece hata yapmayanların başarılı olacağına dair hayat inancı yerleşecek, bunun götürdüğü yer de inisiyatif almaktan, girişkenlik göstermekten, kişinin kendi doğrularını yaşamasından çekinmesi olacaktır. Dikkat ettiğimiz zaman göreceğiz ki bu bir toplumun/neslin kültürü haline gelen ve etkilerini birçok alanda gösteren bir durum.

Oysa işlerinde çok başarılı insanlar hiç hata yapmadan bu seviyeye gelmemişlerdir. Çok denemiş, çok hata yapmış, fakat hatalarını geliştirilebilir fırsatlar olarak görmüşler. Başarılı yapımcı ve iş adamı Walt Disney, kariyerinin başlarında Kansas City Star gazetesindeki işinden kovulmuştu çünkü editörü onun hakkında "hayal gücünden yoksun ve iyi fikirleri yoktu" demiş, kendisini yeterince yaratıcı bulmamıştı. Ayrıca ilk animasyon şirketi hızla batmıştı ve fikirlerinin işe yaramayacağı düşünülüyordu. Ünlü yazar Stephen King’in çok satan romanı yayınlanmadan önce 30 kez reddedilmişti.

Hatalarımızı birer fırsat olarak görseydik, yeni şeyler denemek için korkmaz, çocukken var olan girişimci ruhumuzu koruyabilirdik. Yaratıcılığımızı öldürme pahasına kurallara uymaya çalışmazdık. Çocuk hata yapmaktan çekinmediği ve hata yapma kapasitesini kabullendiği zaman dünyayı keşfetmeye, araştırmaya, merak duygusuyla özgürce hareket etmeye başlayacaktır.

Kathryn Schulz, “Yanılmak Üzerine” isimli kitabında şöyle diyor:

"Bu bizim meta-hatamız: yanlış olmanın ne anlama geldiği konusunda yanılıyoruz. Zihinsel aşağılığın bir işareti olmaktan çok, hata yapma kapasitesi insan bilişi için çok önemlidir. Ahlaki bir kusur olmaktan çok, empati, iyimserlik, hayal gücü, inanç ve cesaret gibi en insancıl ve onurlu niteliklerimizden bazılarından ayrılamaz. Kayıtsızlık veya hoşgörüsüzlüğün bir işareti olmaktan çok uzak olan yanlışlık, öğrenme ve değişme şeklimizin hayati bir parçasıdır. Hata sayesinde kendimize ilişkin anlayışımızı gözden geçirebilir ve dünya hakkındaki fikirlerimizi değiştirebiliriz.”

İbni Sina Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi

Kaynaklar:

Rethinking Our Approach to Mistakes. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1111/1541-4329.12172

Kathryn Schulz Ted Konuşması: https://www.ted.com/talks/kathryn_schulz_on_being_wrong?language=tr#t-8587